10 Nisan 2009 Cuma

Atiye - Muamma

Hadise'nin yarattığı bunca gürültünün hiç bir etkisinin olmayacağını sanmıyorduk tabi ki. Bugün İsmail-YK'nın bile onlarca çakması var piyasada. Çok ciddiyim, her gün bir kaç tanesine rastlayabilirsiniz Kral TV ekranında. Kral TV izlemek kötü bir şey değildir bu arada. Yılların alışkanlığıdır bende. Unkapanı ekseninde de neler döndüğünü bilmek isterim. Bu yüzden en azından ayda bir kere Kral TV Top 20 izlerim. Digiturk müzik kanallarını bir arada tuttuğu için, geçerken uğradığım bir kanaldır da ayrıca. Bak yine nereden nereye geldik. Dağılıyor işte böyle ben ne yapayım? Hemen toparlıyorum... Hadise! Evet Hadise, ama tam Hadise değil. Bugünkü turtamız çok lezziz üstelik göze de hitap ediyor. Çakma Hadise olarak lanse edilen Atiye'yi katacağım bugün turtaya. Haydi bakalım!


Kral TV'de değil, aksine MTV Türkiye'de rastladım Atiye Hanım'a. Atiye Teyze bile diyesim geliyor ama oldukça çekici bir abla olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. "Hadise'nin uyandırdığı ilgi üzerine..." falan şeklinde, çakma Hadise haberinde görmüştüm daha önce Kelebek'te. Yine gurbetçi, yine taş ve yine oldukça kaliteli işler yaptığı söyleniyordu. Çakma olmak, kötü olmak anlamına gelmez her zaman. Kalite ölçütünüzü nereye koyduğunuza göre Cankan'ı, İsmail YK kadar kaliteli bulabilirsiniz mesela. Zaten Atiye'nin dikkatimi çekmesi, çakmalığı ile değil, tamamen müziği sayesinde oldu. MTV açıkken ve başka bir şeyle uğraşırken,kafamı kaldırıp bakmamı sağlayacak kadar dikkat çekici bir şarkı olan Muamma'nın, Atiye şarkısı olduğunu öğrendiğimde doğrusu şaşırdım. Çakma olmak kötü olmak anlamına gelmese de, başarılı ama çakma işlerin üzerimde şaşırtıcı etki yaptığı da kesin. Zamanın ötesinde olma ile, tam zamanında olma sınırlarında dolaşan bir altyapı ve müzikaliteden rahatlıkla söz edebilirim. Üstelik videonun da oldukça üst düzey görüntü kalitesine sahip olması, pek özellikli olmasa da, şarkıya olumlu görsel etkide bulunuyor.

Şimdi siz, prodüktörün İskeder Paydaş olduğunu biliyorsun, o yüzden böyle methiyeler düzüyorsun diyebilirsiniz. Ama ister inanın, ister inanmayın, İskender Paydaş'ın bu projedeki yerinden, şarkının dikkatimi çekmesinden daha sonra haberdar oldum. Valla bak! Evet İskender Paydaş yapmış bu albümün prodüktörlüğünü ve Muamma'nın da hem sözünde, hem de müziğinde ismi geçiyor. Aranje zaten tamamen onun. Gerçi altyapı sözleri o kadar çok eziyor ki, sözlere doğru düzgün kulak vermezseniz, aklınızda kalması bir yana, hiç bir şey anlayamıyorsunuz bile. Ama müzikten yana bariz tavır koyan bir insan olarak, tabi ki yine bunu sorun etmiyorum.

İskender Paydaş, daha önce bir röportajında bizzat söylediği gibi, içine sinmeyen ve sadece maddi kaygılarla pek çok işin altına imzasını attı. Sırf bu yüzden ismi hakettiği kadar saygıyla anılmasa da, popüler müzik piyasamız için önemi çok büyüktür ve bana göre bir müzik gurusudur. İşin güzel yanı, İskender Baba bu sefer ticari kaygılarıyla imzasını atmamış. Aksine özenmiş ve isminin hakkını vermiş. Türk popunda Post Çakkıdı adını verdiğim bu dönemde, İskender Paydaş'ın da boş durmayacağını anlıyoruz bu sayede. Albümün tamamını dinlememiş olsam da, sadece Muamma üzerinden yapıyorum bu çıkarımı ve yanılacağımı zannetmiyorum.

Kısacası çakma Hadise deyip geçmemek lazım Atiye'yi. Zamanında Christina Aguilera'ya çakma Britney diyerek burun kıvıranların, nasıl cortladıkları ortada. Christina vs. Britney deathmatch de daima Christina dan yana koyarım tavrımı. Zaten Var mısın Yok musun'da da çok tatlıydı. Bak yine gidiyor konunun ucu. Durun bitirmek üzereyim zaten. Eurovision ve Düm Tek Tek ile patlama yapmış olsa da, bu kadar çok gözümüze sokuluyor olması olumsuz etkilemekte Hadise'yi. Baksanıza, en son Pelin Batu bile isyan etti. Eurovision sonrası kariyerini iyi yönlendiremezse, İskender Paydaş desteği ve doğru promosyon çalışmasıyla, Atiye Hadise'yi tahtından edebilir gibi duruyor. Ama bir yandan da Hadise bizzat Çakkıdı'yı yapan Ozan Doğulu ile çalıştı Düm Tek Tek'in Eurovision düzenlemesinde. Bu sefer iddia bülteni yorumları gibi bitirmek istiyorum. Bu iki güçlü ismin mücadelesine dikkat! Afiyet Olsun!

8 Nisan 2009 Çarşamba

Redd - Don Kişot

Silahlı kuvvetlerin, sanatsal yaratım sürecine olan etkisi hakkında bir tez konusu falan seçmiş olsak, Türk Rock Müzik piyasası önümüzdeki günlerde tezimiz için önemli veriler sunacak olurdu. Önce Duman'ın çifte albümünü konu ederdik tezimize, şimdi de Redd'in 21 albümünü. Pek yakında çıkacak Kurban albümünü de iliştirdikmiydi, on numara bir tez hazır olurdu. Bugünkü turta biraz silahlı, ama bolca Redd'li.

Albüm yayınlandı ancak henüz dinlemedim. Çıkış şarkısı Don Kişot ise son bir kaç haftadır defalarca döndü bilgisayarımda. TTnet Müzik I-Pod destekli olsaydı çok daha fazla dinlerdim eminim ki. Yani rahatlıkla anlayabileceğiniz üzere, fena halde beğendim ben bu şarkıyı. "Hadi değiştirelim herşeyi./ Devrim olsun bunun ismi" diye giriyor şarkıya Doğan Duru. Redd'in müziğinde bir devrimden söz edemeyiz. Ama zaten devrim bekleyen kim? Şarkının videosu bile geçen albümden Falan Filan'ı andırdı bana. Bana öyle geldi yani. Biraz da Killers'ın Human viedosunu. Olabilir. Ben yine de beğendim.

Bildiğimiz Redd var yine karşımızda. Anadolu Rock'ın karşısında "Şehirli Rock" olarak sınıflandırabileceğimiz alt türün, son zamanlardaki en önemli temsilcilerinden biridir Redd. Vokalist Doğan Duru hakkında, Türkiye'nin en iyi erkek rock vokali olduğu gibi oldukça sağlam bir iddiam da bulunmakta. Şov yapmadan, ne kadar iyi bir vokal olduğunu gözümüze sokmaya çalışmadan, hatasız icra eder vokalini. Kulak okşayan, karakteristik bir ses rengine sahip olması da cabası. Ama Redd müziği hiç bir zaman bu sağlam vokale sırtını dayayıp rehavete kapılmaz. Tamamı iyi müzisyenlerden oluşan bir gruptur çünkü. Nakarat zaafları dışında oldukça sağlam sözler de yazarlar şarkılarına. Hepsi bir araya gelince de, son yılların en dinlenilesi gruplarından biri çıkar ortaya.

Her zaman konuyu dağıtmaya müsaitim. Ama hemen geri dönüorum. Bildiğimiz Redd var bu şarkıda demiştim. Var, var olmasına da, şarkının sonundaki uzun sayılabilecek gitar solosunu saymazsak. Bir Redd şarkısında ilk defa böyle bir soloyala karşı karşıyayız sanırım. Sanırım diyorum çünkü tam olarak emin olamadım. Yine de bu kadar dikkat çekici bir solonun bugüne kadar Redd şarkılar muhtevasında yer almadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.


Redd'in hak ettiği yere ulaşamamış gruplardan biri olduğunu söyleyemem. Her ne kadar hala çok sağlam bir patlama yapamamış olsa da, hak etikleri yer tam olarak budur bana göre. Çok büyük kitlere değil, daha az sayıda ama çok sadık ve nitelikli bir dinleyici kitlesine sahipler. Bunun hiç de fena bir konum olduğunu söyleyemeyiz güzide müzik piyasamız için. Özellikle kalıcı bir müzik yapmak ise hedefiniz. Redd'in hedefinin tam olarak bu olduğunu söyleyemesem de, şimdilik ve giderek daha fazla memnun görünüyorlar hallerinden. Zaten catchy nakarat zaaflarını yenebilecek gibi de görünmüyorlar ve bu zaaf ile çok büyük sayısal başarılar yakalamaları hayli zor görünüyor. Ama nakaratın tek amacı, şarkıların hatırlanabilirliklerini arttırarak, büyük kitlelere ulaşmasını sağlamak değil midir zaten? Müziğin kalitesi açısından hayati önem taşıdığını söyleyemeyiz yani. Bu yüzden kaliteli müzik peşindeki bizler bunu hiç umursamıyoruz ve en sevdiğimiz gruplar listesinde üst sıralardan bir yer veriyoruz Redd'e.


Son olarak 21 isimli albümlerinin üretim sürecini, en azından stüdyo ve kayıt sürecini, yayınladıkları blog aracılığıyla dinleyicileriyle paylaşmış olmalarının çok şık bir hareket olduğunu söylemek istiyorum. Bence bir grubun sadık hayranları, sadece üretilen işlerle, sürecin sonuyla değil, sürecin tamamıyla, işin mutfağıyla ve gelişimiyle de hatta yaratım süreciyle de yakından ilgililer. Ben çok yakından takip etmiş olmasam da, bu blog paylaşımının pek çok Redd fanını epey mutlu ettiğine eminim. Bu yüzden benden bir bravoyu hakkediyorlar.


Silahlı kuvettler etkisine dönersek tekrar, sadece 21 şarkılık 21 albümü ve Duman'ın çift albümünü düşünerek, silahlı kuvvetlerin şarkı sayısı üzerinde pozitif bir etkiye sahip olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Bir de uzun saçlar ve rockçı duruşu üzerindeki etkisi var ki, hiç sormayın. Kaan Tangöze'nin papyonlu halleri hala akıllarda. Peki siz Cenk Turanlı'nın asker sonrası(post-military) halini gördünüz mü hiç? Afiyet Olsun!



Tabi ki resmi site: http://www.redd.com.tr/


6 Nisan 2009 Pazartesi

Duman I - II

Askereden döndüklerinden beri yeni bir albüm bekliyordum tabi ki. Kaan Tangöze'nin askerden sızan konser görüntüleri falan oldukça hoşuma gitmişti. Ama ODTÜ Rock Şenliği 'nde Cengiz Baysal 'ın workshop ında aldım çok çok yakın bir zamanda albümlerini çıkaracaklarının haberini. "Bu sefer başımızda prodüktör de yoktu, koptuk gittik. Çok ilginç şeyler var bu albümde" dediğinde, çok heveslenmiştim. Kendisi haftaya çıkıyor demişti ama meğerse çoktan internet ulaşımına açılmıştı albüm. "Kim yaptı bilmiyoruz." , "ah nasıl da çalınmış, anlamadık ki!" tadında açıklamalara rağmen promosyon çalışması olduğu ne kadar belliydi. Tabi ki ben de indirip albüm çıkmadan dinledim. Ama albüm çıkınca da TTNet Müzik sayesinde bir de ordan telifiyle, melifiyle indirip illegalite sorununu da aştım. O halde Duman lı turtamızı afiyetle yiyelim.

İki albüm ama ikili albüm değil. İki albüm ayrı ayrı. Duman I ve Duman II isimleriyle. Neden böyle bir pazarlama yöntemi izlediklerini anlmadım açıkçası. Çift disk bir arada piyasaya sürmeleri daha mantıklı gibi görünüyor. Zaten adet de bu değilmidir. En azından bir miktar ara bırakmaları gerekirdi iki albüm arasında. Her neyse, böyle tercih etmişler, kendileri bilir tabi. Ama promosyon yöntemi olarak albümlerini önceden internete sızdırdıklarını düşündüğüme göre albüm satışlarını çok da umursamıyorlar heralde. Bu konuda, internetten korsan download ve TTnet müzik hakkında bir turtam var yakında.

Neyse biz işin pazarlama ve piyasa kısmını bir kenara bırakalım da müziğe odaklanalım. İktisatçı olunca piyasaya takılmadan edemiyorum. Ama piyasa ticari açıdan her ne kadar garip bulsam da, müzikal açıdan o kadar doyurucu bir albümle karşı karşıya olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim. Cengiz Baysal'dan yukarıda bahsettiğim sözleri işitmeseydim de merakla beklediğim bir albümdü zaten. Tarzı oturmuş ve Türk Rock'ının içinde kendi yerini çoktan edinmiş bir grup olduğu için yapacakları her iş, güzide Rock piyasamızın yönünü çizebilecek öneme sahiptir. Arabesk grunge derler Duman'ın tarzı için ama Anadolu grunge daha uygun bir isimdir bence. Tıpkı Kurban gibi, Anadolu Rock 2000li yıllarda nasıl yapılır sorusuna cevap niteliğinde bir müzik icra etmekteler. Biraz arabesk sos elbette ki var ama hangimizde yok ki? Bu arada Kurban albümünün de yolda olduğunu da bizzat Kerem Tüzün kaynaklı bir haberden edindim. Sırası gelmişken buraya sıkıştırayım.

Bu albüm için tarzlarını değiştirmişler eleştirilerine ve yorumlarına ise kesinlikle katılmıyorum. Cengiz Baysal etkisi dışında Duman hala Duman. İlla ki müzikal bir ilerleme, gelişme var. Ama o da olmasa zaten Türk Rock'ının yol çizen gruplarından biri olduğunu iddia edemezdik. Farklı mı? Biraz. Ama Duman gibi bir Duman dememek için de hiç bir neden yok. İki albüm birbirinden bağımsız albümler değil. Aksine kesinlikle bir bütün olduklarını söyleyebilirim. Çift disk olarak piyasaya sürülmemesine şaşırmam da bundandır zaten. TTnet müzik sayesinde çift diskmiş gibi oldu zaten benim için. Ancak şimdilik Duman I'i daha çok dinlediğimi söyleyebilirim. Ama hep böyle olur bende. Çifte albümlerin ilk önce birincisine takılırım. Tam sıkılmaya başladığımda ikincisine bağlanırım. Bu albüm de eminim böyle olacaktır. Gerçi Duman'ın dokunaklı şarkıları bu albüme koymuş olmasının da etkisi yok diyemem. Ayıptır söylemesi biraz aşığım da şı sıralar. Ehhem! Neyse, geçelim.

Duman siyasi duruşlu şarkılardan yine vazgeçmemiş ve ben de bu konuya bir miktar değinmek istiyorum. Daha önceki siyasi şarkılar biraz tırışkadan geliyordu bana. Siyasi içerikli şarkı yapıyorsan tepki çekmelisin, dikkat çekmelisin arkadaş. Bunun son dönem popüler Türk Rock'ında ki en iyi örneği Dünya Yalan Söylüyor dur. Ama bu güne kadar siyasi duruşuyla dikkat çekmiş bir şarkısı olduğunu hatırlamıyorum Duman'ın. Özgürlüğün Ülkesi gibi tırışkadan ve üstelik kötü bir şarkı vardı geçen albümde. Amerika eleştirisiydi güya ama en ufak bir etkisi yoktu. Kendileri söylediler, kendileri dinlediler. Eminim fanlar bile albümü dinlerken geçiyordu o şarkıyı. Bu sefer öyle olmamış. Rezil isimli şarkıları oldukça sağlam bir AKP eleştirisi. Dinin siyasi ve iktisadi ranta dönüştürülmesi gibi hassas bir konuyu, en azından yanlış anlaşılmaya müsait bir konuyu ele almışlar. Çok güzel olmuş, üstelik tepki de çektiler. Hangisi olduğunu hatılamadığım bir yandaş medya gazetesinde, "yem yelid ve löp yutar" sözleri için, Allah'ın kelamıyla dalga geçiyorlar gibi saçma sapan bir eleştiri dahi aldılar. Bravo dememek elde değil. Duman II'nin siyasi şarkısı İyi de Bana Ne'de oldukça sağlam bir şarkı. Eklemeden geçmeyeyim.

Son olarak yukarıda da sözünü ettiğim Cengiz Baysal etkisine değineyim. Cengiz Baysal artık Duman'ın daimi üyesi. Albümlerin kayıtlarında zaten her zaman o çalmıştı. Askerden döndüklerinden beri konsere de çıkıyordu, şimdi albümün kartonet fotoğraflarında bile yer alıyor. Alen'i en son Nil'in klibinde gördüm. Tam olarak ne yapmakta şu sıralar bilemiyorum. Sevgilisi Gökçe'nin yeni albümü için çalışıyordu en son. O albüm de yayınlandı ya da yayınlanmak üzere. Neyse biliyorsunuz çok çabuk dağılıyorum. Konumuz Cengiz Baysal. Ne kadar büyük ve yetenekli bir müzisyen olduğunu söylemek gereksiz. En son ODTÜ'de de bizzat gördüm bu gerçeği. Duman'a bambaşka bir boyut katıyor o da kesin. Zaten Ari Barokas Cengiz Hoca diye anıyor kendisini. Üçünün toplamından daha fazla müzik bilgisi olduğu da kesin. Ama başımızda prodüktör yoktu demesine rağmen bana sanki bu albümün prodüktörlüğünü yapmış gibi geldi. En azından de facto olarak. Davul partisyonları adeta ışıldıyor. Hücum kaydın içinde bu kadar dikkat çekebilmesi ne kadar kaliteli ve üst düzey bir iş çıkardığının göstergesidir zaten kanımca. Tarz değişikliği olarak algılanan şey tam olarak budur bana göre. Kendisi caz altyapılı bir müzisyen olduğu için Duman'ın sounduna biraz caz sosu bulaştırmış o kadar. Birer de şarkı yapmış her iki albüm için. Şarkılar yine müzikal kalite olarak çok yukarılarda. Yani öyledir heralde ki beni biraz aşmış. Ama çok yetenekli ve teorik bilgisi çok fazla olan müzisyenlerin ekseriyetinde olduğu gibi, Cengiz Hoca'da da biraz duygu ve içtenlik eksikliği var. Müziği kitabına uygun yaparken ruhunu biraz kaçırabiliyorlar gibi gelir bana hep. Klasik müziğin halka inememesinin sebebi de budur bana göre. Olabilir. Bu şarkıların da değerini bilenler mutlaka vardır. Ama dediğim gibi beni biraz aştı, Kumbela ve Yağmurun Sabahında isimli Cengiz Hoca eserleri. Gizli prodüktör olarak albüme katkı yaparken kaçırmamış bu ruhu, hatta daha da büyütmüş, şimdilik bu yeterli bizim için.

Evet! Aylar sonranın ilk turtası Duman'lı oldu. Duman'ı üstünde... 2009 çok hareketli geçiyor ve hareket Duman'la başladı. Klasik olabilecek bir albüm değil gibi. Taban kitleye biraz fazla kaliteli gelme ihitmali yüksek. Yine de Duman diskografisinde yıllar sonra bile çok sağlam bir yere sahip olacağına emin olabilirsiniz. Albümdeki favori şarkılarımın da adını vereyim bari, Bu Aşk Beni Yorar ve Sor Bana Pişmanmıyım. Helal Olsun da hiç fena değil tabi. Bundan sonra kısa olacak dedim ama yine uzun oldu. Kısmet. Afiyet olsun!

Yine Turta Hevesi



Sıkılmıştım. Üşeniyordum. Bilgisayar başındayken yapcak daha eğlenceli şeylerim vardı. Bir ara zamanım yoktu. Bir ara blogger kapanmıştı. Falandı, filandı derken işte yeniden heveslendim. Yeni turtalar geliyor. Turtalar müzikle aromalanıyor. Eski turtalardan biraz farklı olacak yalnız bundan sonrakiler. Düşündüm çok büyük turtalar yapıyormuşum. Hem okuması, hem yazması çok zorluyormuş. Sıkılmamın en önemli nedeni buymuş. Uzun yazasım geldi mi yine yazarım tabi, o ayrı ama bundan sonra biraz daha küçülecek turtalarımın porsiyonları. Kriz bizi de vurdu diyerek klişe olalım mı? Ne dersiniz?

Bir de artık malzemelerimi sadece Türkiye piyasasından seçeceğim. Türkçe müzik ağırlıklı olacak tabi ki ama müzik için dil sınıflandırmasından hiç hazetmediğim için böyle bir kısıtlama getirmiyorum. Türkiye müzik piyasasında piyasaya sunulmuş her malzeme bulunacak turtalarımda. Zaten yine Eurovision yaklaşıyor ve bildiğimiz gibi ve şarkımız İngilizce. Bir sene sonra yeni Eurovision'lu turtalara hazır olun yani.

Son olarak, artık hitap ettiğim aslında kimse olmamasına rağmen milyonlara sesleniyormuş gibi yapmaktan da sıkıldığım için promosyon sürecini de başlatabilirim. Turtalarım daha çok insana ulaşsın istiyebilirim. Ama buna kesin kararımı vermedim. Neyse, çok lezzetli turtalar sözünü vererek ilk yeni turtamı sunayım sizlere...

9 Haziran 2008 Pazartesi

The Offspring - Rise and Fall, Rage and Grace


Dünyanın gelmiş geçmiş en çok satan rock albümünün Smash olduğunu duymuştum bir yerlerde. İlk bakışta pek inandırıcı gelmiyor ama 13 milyon gibi bir satış performansını, hem de bağımsız bir plak şirketiyle yakalayan bir grubu malzeme edeceğim bugünkü turtama.

Hiç belli etmese de, çok büyük bir grup bir hafta sonra yeni albümünü yayınlayacak. Elbette ki internet ve hayatımıza getirdiği kolaylıklar üzerine bir konuşma yapmayacağım. Ah nerde o arayıpta bulamadığımız albümler dönemi geyiğine de girmeyeceğim ama şu anda bu büyük grubun yeni albümünü dinlemekteyim.

Aslında uluslararası müzik piyasaları bu albümü bekliyordu. 2008 yılında henüz büyük gruplardan albüm çıkmadı. Sırada bekleyen Oasis ve Metallica albümleri var ama Offspring, her ne kadar kulağa yukarıdakiler kadar büyük gelmese de yeni albüm haberiyle piyasaları beklentiye sokabilecek kadar büyük bir grup. 2004 yılında çıkardığı, pek de parlak olmayan Splinter albümünden sonra yeni bir Offspring albümü için 4 sene beklemek zorunda kaldık. Hatta Splinter'ı saymazsak Conspiracy of One'dan beri tam 8 senedir bekliyorduk. Ama söylemem gerekeni hemen söyleyeyim, ilk izlenimim için, geçen senelere değen bir yeni albüm olduğunu söyleyebilirim.

Genelde şarkı şarkı albüm analizi yapmayı sevmem. Şimdi de yapmayacağım ama albümün açılış şarkısı için söyleyeceklerim var. Half Truism isimli bu şarkı dinler dinlemez yapışan bir şarkı. Hatta ilk dinleyişimde ikinci şarkı Trust in You'ya geçiş süremi epey uzattı. Adeta Conspiracy of One'ın en sevdiğim şarkısı Want You Bad'i ilk kez dinlerken hissettiklerimi tekrar hissettirdi. Want You Bad deyip geçmeyelim. O şarkı benim lise yıllarıma damgasını vuran en önemli şarkılardan biridir. O zaman ki kız arkadaşıma hislerimi açmadan önce cesaret almak için tekrar tekrar dinlediğimi hatırlıyorum. O kadar önemlidir yani.

Albümün geri kalanı ise, Offspring'den nasıl bir albüm beklersin diye sorsalar cevabı olacak şekilde. Offspring'i Offspring yapan herşeye sahip. Ve daha fazlası... Efsane Metallica prodüktörü Bob Rock ile çalışmış ve evet çok başarılı bir sonuç alınmış. Ama tabi ki Punk Rock sınırları içinde çok başarılı bir albüm olduğunu söylemek gerekir. Bu gruptan yıllardır beklenen başka bir şey de ne zaman yeni ve farklı bir şeyler yapacaklarıdır. Yine yapmamışlar. Ama Punk Rock sınırları içinde yapılabilecek ne kadar yeni bir şey kaldığı uzun uzun tartışılır. Hele ki bahsettiğimiz grup bunların çoğunu, hatta deyim yerindeyse Punk Rock'ın tanımını 1994 senesinde yapmışsa.

İlk single olacağı bir aydır bilinen ve resmi internet sitelerinde bir aydır ücretsiz indirilebilinen şarkı Hammerhead. Gümbür gümbür bir şarkı, ve evet catchy, üstelik başarılı. Son sözlerime gelecek olursam, Green Day'in American Idiot'ı gibi Punk Rock'ı yeni nesillere sevdirebilecek bir albüm değil. Emo belasının yolunu açan albümdür bana göre American Idiot. Ama Rise and Fall, Rage and Grace, Offspring'i gerçekten sevenleri lise yıllarına döndürebilecek kadar iyi bir albüm. Beni döndürdü en azından. Yaşıtlarım üzerinde aynı etkiyi yapacağını iddia ediyorum ve bir kez daha Half Truism'e dikkat çekiyorum.

İnternet üzerinden dinlemek için: http://www.imeem.com/theoffspring
Hammerhead'i kanuni, üstelik ücretsiz olarak indirebilmek için: http://www.offspring.com/

3 Haziran 2008 Salı

Yeni Turtalar


Bir haftadır yeni turta yapmadığımın farkındayım. Eskiler de epey bayatladı. Finallerim ve geçerli mazeret konusunda daha önce bir şeyler söylemiştim. Tekrarlamama lüzum yok. Ama nihayet finallerim bitti. KPSS çalışma sürecim halen devam ediyor olsa da, günümün çoğu evde geçiyor. Yeni mamüller hazırlıyorum turtalarıma katmalık. Coldplay, Alanis Morisette, Hande Yener yeni albümleriyle geldiler. Offspring ve Oasis albümlerinin elleri kulaklarında. Ayşe Hatun Önal ve Kalbe Ben çok konuşuluyor. Alex Turner, Last Shadow of Puppets ile listeleri alt üst etti. Bütün bunlar hakkında söyleyeceklerimin ve turtama ekleyeceklerimin olmadığını düşünemezsiniz heralde. Var ve hepsini incelemeye almış durumdayım. Bugünden itibaren turtacının vitrini hiç boş kalmayacak.

NOT:Eurovision'lu turtalardan sıkıldığım için, yapmayı vaad ettiğim turtaları yapmıyorum. Hem Eurovision mu kalmış canım. O değil de kötü cortladım tahminlerimde.

24 Mayıs 2008 Cumartesi

Eurovision Song Contest 2008 Final


İşte bir kaç gündür bahsettiğim Eurovisionlu turta nihayet fırından çıktı. Çok daha geniş içerikli bir turta hazırlamaktı amacım ama araya Weezer üzerinden yazdığım geeklik güzellemesi girince vaktim daraldı ve yazmayı tasarladığım yazıyı yazmanın epey zaman alacağını farkettim. O yüzden finale kalan her ülkeyi teker teker incelemektense, kazanma ihtimalini yüksek gördüğüm ülkelerin şarkılarından bahsetmeyi daha uygun buldum. Ayrıca tabi ki Eurovision 2008 hakkında söylemek istediğim mühim şeyler de turtamın çeşitli yerlerine serpili olacak.

Bu sene yarışma bildiğimiz gibi Sırbistan'ın başkenti Belgrad'da yapılıyor. Avrupa'nın şu an en sıcak ülkesi konumundaki Sırbistan, politik koşulları yarışma koşullarına bulaştırmayarak başarılı bir işe imza attı. Yalnız organizasyonun geri kalanı için aynı başarının söz konusu olduğunu söyleyemeyeceeğim. Tamam Türkiye ekibiyle akredite olup yarışmayı yerinden takip etmiyorum. O yüzen organisayon hakkında çok net bir fikire sahip değilim. Açılış partisi oldukça eğlenceli geçmiş olabilir mesela. Ama bunlar beni ilgilendirmez. Ben televizyonumun ekranından yansıyan Eurovision 2008 ile ilgilenirim ve söyleyebileceğim en bariz zayıflık, Sırp televizyonun rejisinin acemiliği olur. Kesinlikle bu tip uluslararası organizasyonların içinde gördüğüm en kötü reji bu yarışmada. Yarı final performanslarının bir çoğunun can alıcı noktası, sırf yönetmen yanlış plan seçtiği için öldü. Mesela MVÖ performansını daha önceden Youtube'da provalarından izlememiş olsam, şarkının tepe noktasında patlayan kıvılcımları gözden kaçırabilirdim. Kabul ediyorum çok da şık bir şov ögesi değil ama yine de şovumuzun en civcivli kısmıydı. Aklıma şu an bir kaç örnek daha geliyor ama hepsini tek tek saymayacağım.
Rejinin zayıflığı dışında dekorun basitliğine ve sunucuların iticiliğine de kısaca değindikten sonra favorilerimi sıralamaya başlayayım. Hemen söyleyeyim Mor ve Ötesi hakkında fikirlerim değişmedi. Sahneye çıplak çıkmadıklarına göre birincilik şansları çok zayıf. Ancak Yine de alacakları derecenin 8.likten aşağı olmayacağına emin gibiyim. Peki kim kazanacak bu yarışmayı. Dilerseniz bunu sona bırakalım. Gittikçe tepeye çıkarak heyecan dozunu arttıralım O halde öncelikle oy toplama ihtimalleri olan ancak yüksek bir derece almalarını beklemediğim ülkeler ile başlayayım.
Öncelikle Eurovision'un her sene bir balad kontenjanı vardır. Bu kontenjanın kitlesi neye dayanarak oy verirler bilemiyorum. O yüzden Sırbistan, İsrail, Norveç ve Romanya bu kitlenin oyları için birbirleriyle yarışacaktır. Bunlar arasında şanslı olan Norveç olabilir. Yanılma payım yüksek tabi ki. İkinci grup, taş ablaların söylediği, seksi ve hareketli şarkılar grubu. Neden bahsettiğimi biliyorsunuz. 2005 yılında kazanan Yunanistan şarkısını takip edenler. Bu akımda adını anabileceğim şimdilik iki ülke var bunlardan biri ya da ikisi birden ilk 10 da yer bulur. Ukrayna ve İsveç. Ani Lorak ile Ukrayna üst sırada olacak isim olmaya daha yakın. Ukrayna oldukça geniş bir promosyon çalışmasıyla iyi tanıttı şarkıcısını. Allah için abla kitap gibi o da ayrı. Neyse bu kategori tehlikeli. Diğer isimlere geçelim. Ama bu kategorinin asıl ismi birazdan gelecek.
Değişik şovlar her zaman dikkat çekip oy almıştır Eurovision'da. Bu yüzden dikkat çekmeye müsait, hatta dikkat çekmiş, farklı isimlerin olduğu grup var. Bu grupta 5 ülke var. Azerbaycan bu gruba oynamış. Melek ve Şeytan konseptli şov ve şarkı ciddi anlamda dikkat çekiyor. Güzel mi? Bilemem. Bana fena gelmedi. Ancak pek de parlak olmayan yorumlar da duydum. Diğer ülke Hırvatistan. Nerede o eski Eurovisionlar tadındaki, yaşlı bir amca ve dünyanın en sıkıcı enstürmanı olabilme potansiyeline sahip akordeonu ile orta yaş üstü izleyicilerden oy toplayabilir. Mesela Bekir Çoşkun'dan. Lordi'yi beğenmemişti. Takım elbiseli Jesus ile Fransa'da burada. Richie Tenenbaum tadında bir abi ve fena olmayan bir şarkı ile bu grubun şanslılarından olabilir. Diğer iki ülke ise birbirine yakın. Türkiye ve Danimarka. Rock grubu katılımı düşük kalmış bu sene. MVÖ'nün şansı olabilir. Çünkü normalde rock gruplarının katılması artık sıradan kabul edilirken, bu sene dikkat çekti. Danimarka daha derli toplu ve Eurovision konseptinde bir şarkı yollamış olsa da, ben MVÖ'yü daha avantajlı görüyorum. Bir de Bosna Hersek var ki onlar hakkında ne söylesem az. Bu senenin en beğendiğim şarkısı. Bu şarkı hakkında ayrıca bir turta yapacağım sonuçları gördükten sonra. İnternette çeşitli iyi ve kötü yorumlara rastlamış olsam da, Eurovision'a gitmeyecek gibiyse de, bu grubun zirvesine bu şarkıyı yerleştiriyorum.
Şu ana kadar ilk 5 altı sıralanacak ülkelerden bahsettik. Gelelim ilk 5'e. İlk 5'de tabi ki sıralama değişebilir. Ama ben kafamdaki sıralamayla gidiyorum. 5 numara da Sugababes çakması girlband No Angels ile Almanya var. Tokio Hotel sonrasında Almanlar da popüler müzik piyasasında iş yapabileceklerini farketmişe benziyorlar. İşi de öğrenmişler gibi. Ama piyasa için uygun olsa da Eurovision için fazla sıradan bir şarkı. Yine de kalitesi ile 5. olmasını tahmin ediyorum. 4 numara'da, barış, dostluk kardeşlik konseptli güçlü bir şarkıyla katılan, ama daha da önemlisi kör bir vokalistle katılan Gürcistan var. Ne alakası var demeyin, var. Tamam ablanın sesi de güçlü ama engeliyle dikkat çekmiş olması ve merhamet oylarıyla ilk 5'de kendine yer bulacaktır.
Heyecan artıyor ve ilk 3'e geldik. Açıkçası 1 numara kafamda belli ama kim 2, kim 3 olur karar veremedim. Yine de 3. Yunanistan diyorum. Az önce bahsettiğim taş vokalli, seksi ve hareketli şarkı ekolünü başlatan ülkedir Yunanistan. 2005'de birinciliği kazanarak musallat ettiler bu isimleri bize. Aslınde bir erkek olarak hoşnutsuz değilim. Eurovision'un visionunu renklendiren, güzelleştiren bir hareket oldu. Neyse bu konu açılınca hep dağıtıyorum. 2005 birincisi şarkının epey çakması bir şarkıyla karşımızdalar yine. Yunanistan, biz ve Ukrayna ile bu işi ciddiye alan bir kaç ülkeden biri. Hatta biz bile bu sene MVÖ kararımızla farklı bir şey yapmayı denedik, Ukrayna geçen sene aliminyum folyo kaplı adamlar gönderdi, ama bu ülke hala Eurovision peşinde. Yazın barlarda çalmaya çok müsait olan bu şarkı, daha önce MVÖ yazımda da belirttiğim gibi, bu ekolün artık yavaş yavaş gözden düşmesi nedeniyle ancak 3. olabilir. O da Yunanistan'ın muazzam promosyon faaliyetleri sayesinde. Youtube'da bile Eurovision şarkıları arasında en fazla izlenme oranına bu şarkı sahip.
2. sırada ise bu yarışmanın bombası var. İspanya. Kitsch yükselişte demiştim. Bu da geçen sene ki aliminyum folyolu Ukrayna'lıların marifeti. Ama bu Radolfo hepsinden beter. Ülkesinde ünlü bir komedyenin yarattığı bir karekter. Elvis parodisi ve Guitar Hero gitarıyla şaka gibi bir duruyor. Ancak gayet ciddi. En azından Ali G kadar. Bu sene adayları MySpace üzerinden oylatan İspanya'da halkın seçimi oldukça eğlenceli. Benim tahminim tutmasa ve hiç oy alamasa bile yazın barlarda bolca bu şarkıyı duyacağımız kesin. El Robocop dansıyla çoşarlar artık. Ama son dönemin Eurovison trendi olan kitsch, kazanmaya en yakın olduğu yılını yaşıyor. Bu arada kitsch kontenjanında bir de Letonya'nın korsanları var ama onların şansızlığı Radolfo gibi bir rakiplerinin olması.
Ve işte 1. olmasını beklediğim ülke. Rusya. Evet şarkının hiç bir numarası yok. Çok sıradan bir şarkı. Norveç'in şarkısından vokalin cinsiyeti hariç ne farkı var. Ama öyle değil işte turtamın yiyicileri, öyle değil. Siyasi kriterlerden bahsetmiştik daha önce. Eski doğu bloku oylarını her sene toplar Rusya. Ama birincilik için yetmez çünkü siyasi oylarla birinci olamazsınız. Bu yüzden Eurovision'da halen zevk alabileceğimiz şeyler var. Ama bu sene Rusya bu birinciliği çok istiyor. Dima Bilan daha önce Eurovision tecrübesi olan ve kazanamayan bir abi. Ama hazır UEFA kupasını bir Rus takımı kazanmış, Şampiyonlar Ligi finali Moskova'da yapılmışken, 2009 Eurovision'un Moskova'da yapılmaması için bir sebep göremiyorum. Evgeni Pusenko'da var şovlarında daha ne olsun. Yarışma öncesi bahislerde de birnci giden Rusya, benim değerlendirme kriterlerime göre bu senenin galibi olacaktır.
Evet o halde sıralamam şöyle.
1-Rusya
2-İspanya
3-Yunanistan
4-Gürcistan
5-Almanya
6-Türkiye
7-Norveç
8-Ukrayna
9-Danimarka
10-Sırbistan
Tahminlerimi yaptım. Hiç tutturamayabilrim de tabi. Çok iddialı tahminler değil bunlar. Ama uzun süren incelemelerim ve tuttuğum nabızlar sonrası böyle bir sıralama oluşturdum. Artık bu akşam hep birlikte seyredip göreceğiz. Mor ve Ötesi'de benim tahminlerimin üzerine çıkar umarım. Ah işte cesaret edip çıplak çıkmadılar ki...