9 Haziran 2008 Pazartesi

The Offspring - Rise and Fall, Rage and Grace


Dünyanın gelmiş geçmiş en çok satan rock albümünün Smash olduğunu duymuştum bir yerlerde. İlk bakışta pek inandırıcı gelmiyor ama 13 milyon gibi bir satış performansını, hem de bağımsız bir plak şirketiyle yakalayan bir grubu malzeme edeceğim bugünkü turtama.

Hiç belli etmese de, çok büyük bir grup bir hafta sonra yeni albümünü yayınlayacak. Elbette ki internet ve hayatımıza getirdiği kolaylıklar üzerine bir konuşma yapmayacağım. Ah nerde o arayıpta bulamadığımız albümler dönemi geyiğine de girmeyeceğim ama şu anda bu büyük grubun yeni albümünü dinlemekteyim.

Aslında uluslararası müzik piyasaları bu albümü bekliyordu. 2008 yılında henüz büyük gruplardan albüm çıkmadı. Sırada bekleyen Oasis ve Metallica albümleri var ama Offspring, her ne kadar kulağa yukarıdakiler kadar büyük gelmese de yeni albüm haberiyle piyasaları beklentiye sokabilecek kadar büyük bir grup. 2004 yılında çıkardığı, pek de parlak olmayan Splinter albümünden sonra yeni bir Offspring albümü için 4 sene beklemek zorunda kaldık. Hatta Splinter'ı saymazsak Conspiracy of One'dan beri tam 8 senedir bekliyorduk. Ama söylemem gerekeni hemen söyleyeyim, ilk izlenimim için, geçen senelere değen bir yeni albüm olduğunu söyleyebilirim.

Genelde şarkı şarkı albüm analizi yapmayı sevmem. Şimdi de yapmayacağım ama albümün açılış şarkısı için söyleyeceklerim var. Half Truism isimli bu şarkı dinler dinlemez yapışan bir şarkı. Hatta ilk dinleyişimde ikinci şarkı Trust in You'ya geçiş süremi epey uzattı. Adeta Conspiracy of One'ın en sevdiğim şarkısı Want You Bad'i ilk kez dinlerken hissettiklerimi tekrar hissettirdi. Want You Bad deyip geçmeyelim. O şarkı benim lise yıllarıma damgasını vuran en önemli şarkılardan biridir. O zaman ki kız arkadaşıma hislerimi açmadan önce cesaret almak için tekrar tekrar dinlediğimi hatırlıyorum. O kadar önemlidir yani.

Albümün geri kalanı ise, Offspring'den nasıl bir albüm beklersin diye sorsalar cevabı olacak şekilde. Offspring'i Offspring yapan herşeye sahip. Ve daha fazlası... Efsane Metallica prodüktörü Bob Rock ile çalışmış ve evet çok başarılı bir sonuç alınmış. Ama tabi ki Punk Rock sınırları içinde çok başarılı bir albüm olduğunu söylemek gerekir. Bu gruptan yıllardır beklenen başka bir şey de ne zaman yeni ve farklı bir şeyler yapacaklarıdır. Yine yapmamışlar. Ama Punk Rock sınırları içinde yapılabilecek ne kadar yeni bir şey kaldığı uzun uzun tartışılır. Hele ki bahsettiğimiz grup bunların çoğunu, hatta deyim yerindeyse Punk Rock'ın tanımını 1994 senesinde yapmışsa.

İlk single olacağı bir aydır bilinen ve resmi internet sitelerinde bir aydır ücretsiz indirilebilinen şarkı Hammerhead. Gümbür gümbür bir şarkı, ve evet catchy, üstelik başarılı. Son sözlerime gelecek olursam, Green Day'in American Idiot'ı gibi Punk Rock'ı yeni nesillere sevdirebilecek bir albüm değil. Emo belasının yolunu açan albümdür bana göre American Idiot. Ama Rise and Fall, Rage and Grace, Offspring'i gerçekten sevenleri lise yıllarına döndürebilecek kadar iyi bir albüm. Beni döndürdü en azından. Yaşıtlarım üzerinde aynı etkiyi yapacağını iddia ediyorum ve bir kez daha Half Truism'e dikkat çekiyorum.

İnternet üzerinden dinlemek için: http://www.imeem.com/theoffspring
Hammerhead'i kanuni, üstelik ücretsiz olarak indirebilmek için: http://www.offspring.com/

3 Haziran 2008 Salı

Yeni Turtalar


Bir haftadır yeni turta yapmadığımın farkındayım. Eskiler de epey bayatladı. Finallerim ve geçerli mazeret konusunda daha önce bir şeyler söylemiştim. Tekrarlamama lüzum yok. Ama nihayet finallerim bitti. KPSS çalışma sürecim halen devam ediyor olsa da, günümün çoğu evde geçiyor. Yeni mamüller hazırlıyorum turtalarıma katmalık. Coldplay, Alanis Morisette, Hande Yener yeni albümleriyle geldiler. Offspring ve Oasis albümlerinin elleri kulaklarında. Ayşe Hatun Önal ve Kalbe Ben çok konuşuluyor. Alex Turner, Last Shadow of Puppets ile listeleri alt üst etti. Bütün bunlar hakkında söyleyeceklerimin ve turtama ekleyeceklerimin olmadığını düşünemezsiniz heralde. Var ve hepsini incelemeye almış durumdayım. Bugünden itibaren turtacının vitrini hiç boş kalmayacak.

NOT:Eurovision'lu turtalardan sıkıldığım için, yapmayı vaad ettiğim turtaları yapmıyorum. Hem Eurovision mu kalmış canım. O değil de kötü cortladım tahminlerimde.

24 Mayıs 2008 Cumartesi

Eurovision Song Contest 2008 Final


İşte bir kaç gündür bahsettiğim Eurovisionlu turta nihayet fırından çıktı. Çok daha geniş içerikli bir turta hazırlamaktı amacım ama araya Weezer üzerinden yazdığım geeklik güzellemesi girince vaktim daraldı ve yazmayı tasarladığım yazıyı yazmanın epey zaman alacağını farkettim. O yüzden finale kalan her ülkeyi teker teker incelemektense, kazanma ihtimalini yüksek gördüğüm ülkelerin şarkılarından bahsetmeyi daha uygun buldum. Ayrıca tabi ki Eurovision 2008 hakkında söylemek istediğim mühim şeyler de turtamın çeşitli yerlerine serpili olacak.

Bu sene yarışma bildiğimiz gibi Sırbistan'ın başkenti Belgrad'da yapılıyor. Avrupa'nın şu an en sıcak ülkesi konumundaki Sırbistan, politik koşulları yarışma koşullarına bulaştırmayarak başarılı bir işe imza attı. Yalnız organizasyonun geri kalanı için aynı başarının söz konusu olduğunu söyleyemeyeceeğim. Tamam Türkiye ekibiyle akredite olup yarışmayı yerinden takip etmiyorum. O yüzen organisayon hakkında çok net bir fikire sahip değilim. Açılış partisi oldukça eğlenceli geçmiş olabilir mesela. Ama bunlar beni ilgilendirmez. Ben televizyonumun ekranından yansıyan Eurovision 2008 ile ilgilenirim ve söyleyebileceğim en bariz zayıflık, Sırp televizyonun rejisinin acemiliği olur. Kesinlikle bu tip uluslararası organizasyonların içinde gördüğüm en kötü reji bu yarışmada. Yarı final performanslarının bir çoğunun can alıcı noktası, sırf yönetmen yanlış plan seçtiği için öldü. Mesela MVÖ performansını daha önceden Youtube'da provalarından izlememiş olsam, şarkının tepe noktasında patlayan kıvılcımları gözden kaçırabilirdim. Kabul ediyorum çok da şık bir şov ögesi değil ama yine de şovumuzun en civcivli kısmıydı. Aklıma şu an bir kaç örnek daha geliyor ama hepsini tek tek saymayacağım.
Rejinin zayıflığı dışında dekorun basitliğine ve sunucuların iticiliğine de kısaca değindikten sonra favorilerimi sıralamaya başlayayım. Hemen söyleyeyim Mor ve Ötesi hakkında fikirlerim değişmedi. Sahneye çıplak çıkmadıklarına göre birincilik şansları çok zayıf. Ancak Yine de alacakları derecenin 8.likten aşağı olmayacağına emin gibiyim. Peki kim kazanacak bu yarışmayı. Dilerseniz bunu sona bırakalım. Gittikçe tepeye çıkarak heyecan dozunu arttıralım O halde öncelikle oy toplama ihtimalleri olan ancak yüksek bir derece almalarını beklemediğim ülkeler ile başlayayım.
Öncelikle Eurovision'un her sene bir balad kontenjanı vardır. Bu kontenjanın kitlesi neye dayanarak oy verirler bilemiyorum. O yüzden Sırbistan, İsrail, Norveç ve Romanya bu kitlenin oyları için birbirleriyle yarışacaktır. Bunlar arasında şanslı olan Norveç olabilir. Yanılma payım yüksek tabi ki. İkinci grup, taş ablaların söylediği, seksi ve hareketli şarkılar grubu. Neden bahsettiğimi biliyorsunuz. 2005 yılında kazanan Yunanistan şarkısını takip edenler. Bu akımda adını anabileceğim şimdilik iki ülke var bunlardan biri ya da ikisi birden ilk 10 da yer bulur. Ukrayna ve İsveç. Ani Lorak ile Ukrayna üst sırada olacak isim olmaya daha yakın. Ukrayna oldukça geniş bir promosyon çalışmasıyla iyi tanıttı şarkıcısını. Allah için abla kitap gibi o da ayrı. Neyse bu kategori tehlikeli. Diğer isimlere geçelim. Ama bu kategorinin asıl ismi birazdan gelecek.
Değişik şovlar her zaman dikkat çekip oy almıştır Eurovision'da. Bu yüzden dikkat çekmeye müsait, hatta dikkat çekmiş, farklı isimlerin olduğu grup var. Bu grupta 5 ülke var. Azerbaycan bu gruba oynamış. Melek ve Şeytan konseptli şov ve şarkı ciddi anlamda dikkat çekiyor. Güzel mi? Bilemem. Bana fena gelmedi. Ancak pek de parlak olmayan yorumlar da duydum. Diğer ülke Hırvatistan. Nerede o eski Eurovisionlar tadındaki, yaşlı bir amca ve dünyanın en sıkıcı enstürmanı olabilme potansiyeline sahip akordeonu ile orta yaş üstü izleyicilerden oy toplayabilir. Mesela Bekir Çoşkun'dan. Lordi'yi beğenmemişti. Takım elbiseli Jesus ile Fransa'da burada. Richie Tenenbaum tadında bir abi ve fena olmayan bir şarkı ile bu grubun şanslılarından olabilir. Diğer iki ülke ise birbirine yakın. Türkiye ve Danimarka. Rock grubu katılımı düşük kalmış bu sene. MVÖ'nün şansı olabilir. Çünkü normalde rock gruplarının katılması artık sıradan kabul edilirken, bu sene dikkat çekti. Danimarka daha derli toplu ve Eurovision konseptinde bir şarkı yollamış olsa da, ben MVÖ'yü daha avantajlı görüyorum. Bir de Bosna Hersek var ki onlar hakkında ne söylesem az. Bu senenin en beğendiğim şarkısı. Bu şarkı hakkında ayrıca bir turta yapacağım sonuçları gördükten sonra. İnternette çeşitli iyi ve kötü yorumlara rastlamış olsam da, Eurovision'a gitmeyecek gibiyse de, bu grubun zirvesine bu şarkıyı yerleştiriyorum.
Şu ana kadar ilk 5 altı sıralanacak ülkelerden bahsettik. Gelelim ilk 5'e. İlk 5'de tabi ki sıralama değişebilir. Ama ben kafamdaki sıralamayla gidiyorum. 5 numara da Sugababes çakması girlband No Angels ile Almanya var. Tokio Hotel sonrasında Almanlar da popüler müzik piyasasında iş yapabileceklerini farketmişe benziyorlar. İşi de öğrenmişler gibi. Ama piyasa için uygun olsa da Eurovision için fazla sıradan bir şarkı. Yine de kalitesi ile 5. olmasını tahmin ediyorum. 4 numara'da, barış, dostluk kardeşlik konseptli güçlü bir şarkıyla katılan, ama daha da önemlisi kör bir vokalistle katılan Gürcistan var. Ne alakası var demeyin, var. Tamam ablanın sesi de güçlü ama engeliyle dikkat çekmiş olması ve merhamet oylarıyla ilk 5'de kendine yer bulacaktır.
Heyecan artıyor ve ilk 3'e geldik. Açıkçası 1 numara kafamda belli ama kim 2, kim 3 olur karar veremedim. Yine de 3. Yunanistan diyorum. Az önce bahsettiğim taş vokalli, seksi ve hareketli şarkı ekolünü başlatan ülkedir Yunanistan. 2005'de birinciliği kazanarak musallat ettiler bu isimleri bize. Aslınde bir erkek olarak hoşnutsuz değilim. Eurovision'un visionunu renklendiren, güzelleştiren bir hareket oldu. Neyse bu konu açılınca hep dağıtıyorum. 2005 birincisi şarkının epey çakması bir şarkıyla karşımızdalar yine. Yunanistan, biz ve Ukrayna ile bu işi ciddiye alan bir kaç ülkeden biri. Hatta biz bile bu sene MVÖ kararımızla farklı bir şey yapmayı denedik, Ukrayna geçen sene aliminyum folyo kaplı adamlar gönderdi, ama bu ülke hala Eurovision peşinde. Yazın barlarda çalmaya çok müsait olan bu şarkı, daha önce MVÖ yazımda da belirttiğim gibi, bu ekolün artık yavaş yavaş gözden düşmesi nedeniyle ancak 3. olabilir. O da Yunanistan'ın muazzam promosyon faaliyetleri sayesinde. Youtube'da bile Eurovision şarkıları arasında en fazla izlenme oranına bu şarkı sahip.
2. sırada ise bu yarışmanın bombası var. İspanya. Kitsch yükselişte demiştim. Bu da geçen sene ki aliminyum folyolu Ukrayna'lıların marifeti. Ama bu Radolfo hepsinden beter. Ülkesinde ünlü bir komedyenin yarattığı bir karekter. Elvis parodisi ve Guitar Hero gitarıyla şaka gibi bir duruyor. Ancak gayet ciddi. En azından Ali G kadar. Bu sene adayları MySpace üzerinden oylatan İspanya'da halkın seçimi oldukça eğlenceli. Benim tahminim tutmasa ve hiç oy alamasa bile yazın barlarda bolca bu şarkıyı duyacağımız kesin. El Robocop dansıyla çoşarlar artık. Ama son dönemin Eurovison trendi olan kitsch, kazanmaya en yakın olduğu yılını yaşıyor. Bu arada kitsch kontenjanında bir de Letonya'nın korsanları var ama onların şansızlığı Radolfo gibi bir rakiplerinin olması.
Ve işte 1. olmasını beklediğim ülke. Rusya. Evet şarkının hiç bir numarası yok. Çok sıradan bir şarkı. Norveç'in şarkısından vokalin cinsiyeti hariç ne farkı var. Ama öyle değil işte turtamın yiyicileri, öyle değil. Siyasi kriterlerden bahsetmiştik daha önce. Eski doğu bloku oylarını her sene toplar Rusya. Ama birincilik için yetmez çünkü siyasi oylarla birinci olamazsınız. Bu yüzden Eurovision'da halen zevk alabileceğimiz şeyler var. Ama bu sene Rusya bu birinciliği çok istiyor. Dima Bilan daha önce Eurovision tecrübesi olan ve kazanamayan bir abi. Ama hazır UEFA kupasını bir Rus takımı kazanmış, Şampiyonlar Ligi finali Moskova'da yapılmışken, 2009 Eurovision'un Moskova'da yapılmaması için bir sebep göremiyorum. Evgeni Pusenko'da var şovlarında daha ne olsun. Yarışma öncesi bahislerde de birnci giden Rusya, benim değerlendirme kriterlerime göre bu senenin galibi olacaktır.
Evet o halde sıralamam şöyle.
1-Rusya
2-İspanya
3-Yunanistan
4-Gürcistan
5-Almanya
6-Türkiye
7-Norveç
8-Ukrayna
9-Danimarka
10-Sırbistan
Tahminlerimi yaptım. Hiç tutturamayabilrim de tabi. Çok iddialı tahminler değil bunlar. Ama uzun süren incelemelerim ve tuttuğum nabızlar sonrası böyle bir sıralama oluşturdum. Artık bu akşam hep birlikte seyredip göreceğiz. Mor ve Ötesi'de benim tahminlerimin üzerine çıkar umarım. Ah işte cesaret edip çıplak çıkmadılar ki...

23 Mayıs 2008 Cuma

Weezer - Pork and Beans


90'ların önemli alternatif gruplarından biridir Weezer. Ülkemizde son yıllarda oluşmaya başlayan, Amerika'da önemli bir alt kültür olarak kabul edilen, Japonların ise milletçe ait oldukları, geek ya da nerd denilen kitlenin sesi oldular. Tam olarak Türkçe karşılığı yoktur bu kelimelerin ama kimi çevirilerde inek olarak çevirildiğine rastladım. Ancak alakası yoktur. Çizgi romanlar, bilimkurgu, frp, bilgisyar oyunları gibi yaratıcı ve hayalgücü gerektiren aktivitelerle meşgul olan bir kitle bu bahis konusu olan. Hani yetişkin denilen insanların çocuk gibi davranmakla suçladıkları kitle, plaza insanı tabir edilen insanların burun kıvırdığı insanlar var ya, bunlar onlar işte. Üniversite yıllarının sonuna gelmiş, nacizane bir geek olarak bugünkü turtamı Weezer için domuzlu ve fasülyeli yapıyorum. Hadi bakalım umarım beğenirler.

Geek olmak garip bir şeydir ülkemizde. Diğer ülkelerde nasıldır bilmem ama bizde geekliğin ilk belirtileri orta okul yıllarında başlar. Ergenliğin getirdiği hormonal aktivitelerle karşı cinsin ilgisini çekme çabası o yaştakı her ergenin ortak özelliğidir. Enstürman çalmaya merak sarar kimisi, virtüöz ya da daha iyisi rockstar olmayı hayal eder. Kimisi sporcu olur. Okul takımının gözdesi olmaya çalışır. Hepsi bir Jordan, hepsi bir Tsubasa'dır(Bizim zamanımızda en iyi bunlardı). Kimisi zaten ay parçası gibidir hiç bunlara bulaşmaz. Ama bazıları bunların hiç birine sahip değildir. Elle tutulur yetenekleri yoktur ama yine de karşı cinsin ilgisini çekmeleri gerekir. Bu yüzden herkesten farklı ne varsa ilgilenmeye başlarlar. Kimsenin bilmediğini bilmek, kimsenin okumadığını okumak, kimsenin izlemediğini izlemektir amaçları. Böylece Yüzüklerin Efendisi okunur, orjinal Star Wars üçlemesi yeniden vizyona girmiştir, izlenir. Bilgisayar oyunlarına merak sarılır. Herkes Fifa 96-97-98 diye giderken, Civilization, Sim City ve bilimum adventure oyunları oynanır falan filan. Sonra bahsettiğim grupların hepsinde bir seyrelme meydana gelir. Artık karşı cinsin ilgisini çekme metodları geliştirilmiş ve herkes kendine özgü taktikler kullanmaya başlamıştır. Gitaristler gitarı bırakır. Sporcular sigaraya başlar. Diğer grup ise fiziksel ve ruhsal gelişim süreci ile çeşitli beceriler geliştirir ve sıradanlaşır. Yine de bazıları olduğu yerde takılı kalır. Eğlencelidir farklı olmak. Üstelik kendisi de farklıdır ve yaratabilir. Ama en önemlisi hala kızların dikkatini çekecek önemli bir method geliştirememiştir.

İşte bunlar lise yıllarında geek olur. Matrix'den, Forgotten Realms'den, Diablo'dan, Wolverine'deb bahsederek kızları etkileyebileceklerini zannederler. Etkiledikleri de olur. Ama genelde çok farklı bir çocuk tanımlamasından ve anlatıklarıyla ilgileniyormuş gibi bakan ama hiç bir şey anlamayan bakışlardan başka bir şey elde edemezler. Kızların geeklik süreçleri ise lisede başlar. Kimi kızlar farklı çocuktan hoşlanır ve anlamasa da onu dinler. Sonra anlamaya başlar ve etkisi kalır. Tadını almıştır bir kere farklı olmanın. Ya da döneceği yerde bir şey yoktur. Saçma sapan dedikodu yapan, dünyadan bihaber kızlardan başka. Dişi bir geek böyle doğar işte. Sonra üniversite yılaları gelir. Önce asosyal derler bunlara. Yine de saygı görür. Adamımız aslında o kadar da yaratıcı olmadığını farkeder. Ama zeka parıltısını ve yaratıcılığın ince tadını algılayabiliyordur. Sanatın tadını almasını öğrenir. Kimileri rock grubu kurar. İkinci enstürman ilgisi dalgası başlar. Orta okulda yeteneği olmayanlar yeteneklerini bir kez daha test etmek ister. Yine olmaz. Olmaması gerekir zaten. Çünkü eğer olursa geek olunmaz. Aynı anda hem oldurup hem geek kalmak zordur. Looser olmak vardır biraz işin doğasında.

Sonra birden bir şey olur ve geeklik moda olur. Artık çevresindeki herkes biraz geekdir. Herkes farklı tatların peşinde, herkes çok ilginç bir şeyler bulmaktadır. Nostalji patlaması yaşanır. 80'ler geri döner. Çocukluk çizgi filmleri falan tartışılır olur dost meclislerinde. En iyi kim hatırlayacak yarışmaları yapılır. Herkes en komik diziyi, en absürd şarkıyı, en saçmasapan filmi keşfeder. Ne olduğunu anlamaz önce çekirdekten yetişen geekimiz. Sonra öğrenir ki Youtube diye bir şey icad olmuş. ADSL sayesinde her eve internet, her eve Youtube girmiş. En ilginç videolar, maziden gelen görüntüler her yerde konuşulur olmuş. Çekirdekten geekler de kaptırır kendini modaya. Ve yaratamayan için bir şans kapısı olur. Yıllardır yaratıcılıkları ve hayalgüçleri ile biriktirdiklerini dökecek bir alan bulamayanlar, en enteresan videoyu çekip Youtube ünlüsü olmak için yarışmaya başlar.

Weezer hakkında yazıyordum nereden nereye geldim. Ama madem weezer yeni albümünü çıkarıyor ve bu kırmızı albümlerinin ilk videosu Youtube ünlüleri üzerine, konuyu şahsi geeklik geçmişimi anlatarak getireyim buralara dedim ama laf biraz uzadı. Blue Album, Green Albüm ve şimdi sırada Red Album. Geek Rock diyorlar bu California'lı grubun yaptığı müziğin türüne. Punk Rock'ın bir alt kolu olarak kabul edebiliriz. Ülkemiz geekleri yabancı müzik dinlemeye Metallica ile başlar. Sonra bir şekilde punk rock ile tanışır. Blink182, Greenday, Offspring derken bir şekilde mutlaka Weezer ile de tanışırlar. Hepsinden farklı,hepsinden iyidir aslında. Ama onlar kadar popüler değildir sadece. Popüler olmadığı için daha da çok sevilir. Ne de olsa geek olmak farklı olmak demektir.90'lar da Blue Album ile başlamışlar müzik hayatlarına. 2000'li yıllarda güzelim Green Album vardı. Benim de gençliğimin önemli albümlerinden biridir. Toplamda 8.stüdyo albümleri olsa da, renkli albümler serisinin 8 sene sonraki halkası olarak oldukça büyük önem taşıyor Weezer hayranları için. Bu önemli albümün ilk videosunu da Youtube üzerinden yayınladılar. Hem de Youtube temalı bir video ile...

Kimler yok ki bu video da. Evinde webcam karşısında gitar çalan gençler ile başlıyor. Japon saçmalıklarından, webcam karşısında nançuka ile, sopa ile hareket yaparken kafayı gözü yaran angutlara; mentos ve cola deneylerinden, ultra Britney fanı ağlayan gay çocuğa; All Your Base Are Belong To Us fenomeninden, Daft Punk'ın Harder, Better, Faster, Stronger yorumlarına kadar Youtube ünlülerinin hepsi bir şekilde yer buluyor bu videoda. Youtube'un 2 senedir hayatımıza ne kadar çok yer ettiğini farketmemizi sağlıyor üstelik. Ve Youtube sayesinde en yaratıcı, en hayalgücü geniş insan olduğunu kanıtlamak için, dahası ünlü olmak için, hatta temelinde dikkat çekebilmek için fırsat yakalayan geeklerin, geek çaresizliğini de gözümüze sokuyor.
Bunların yanında şarkı sözleri ise başka bir boyut. Yaşı geçmiş ve artık çocuk değil yetişkin olması beklenen geeklerin yaralarına parmak basmışlar bu sefer. Hani dedik ya en başta burun kıvrılan diye. Hani dedim ya benim de üniversite yıllarım bitiyor ve o döneme giriyorum artık diye. İşte o yüzden ilaç gibi yetşti yine Weezer bana. Bunu daha önce Green Album ile lise yıllarımda da yapmış, lise depresyonlarını atlatmama yardımcı olmuştu. Şimdi de Red Album demiş ve gerçek hayat öncesi depresyonu ya da ilk gençlik dönemi bitiş depresyonlarıma derman olacakmış.Bu nedenle satırlarca yazı yazdım geek olmak ve ben konulu.
Bıyık revival modasına bir yandaş daha katılmasına ise ben ve bıyığım çok sevindik. Bıyık çok yakışmış vokalist Rivers Cuomo'ya. Albümün çıkışı için 3 Temmuz demişler ve ben şimdiden heyecanla bekliyorum. Beklerken de böyle büyük bir turta yaptım işte. Benimle aynı hisleri paylaşan bir sürü insan adına da haykırarak eşlik etmek istiyorum.
I ain't got a thing
To prove to you
I'll eat my candy
With the pork and beans
Excuse my manners
If I make a scene
I ain't gonna wear
The clothes that you like

20 Mayıs 2008 Salı

Eurovisionlu Turta

Aslında eurovisionlu turta için günlerdir hazırlanıyordum. Ama ne yazık ki olmadı işte. Mahcubum ama şu an için pek de umursayan olmadığı için rahatım. Neyse ileride birileri okur belki diye ben açıklamamı yapayım.
İlk nedenim halen devam etmekte olan finallerim. Bir üniversite öğrencisi için gayet geçerli bir neden olsa gerek. Zaman bulamadım işte. Bir diğer neden benim eurovision vaktinin gelmiş olduğunun farkına varamamam. Daha bir kaç gün var zannediyordum. Dün öğrendim 20 Mayıs'ın ilk yarı finallerin tarihi olduğunu. Tamam eurovision fanıyım dedim, yakışmadı bana biliyorum. Ayrıca puanlama sisteminin değişmiş olduğunu da yeni öğrendim. Yarı finallerde herkes puan veremiyormuş falan. Kimin kazanacağına dair tahminlerimi etkileyeceğini düşündüm. Son olarak da bir itirafım var. Şimdi kazanır dediğim ülke yarı finalde patlarsa geri kalan yorumların anlamı kalmaz, bu rezaletin altında ezilir diğer yorumlarım şeklinde bir düşüncem oldu açıkçası.
İşte bu nedenlerle turtayı yaptım ama fırına vermiyorum. Onun için yarı finallerin bitip, finale çıkan ülkelerin kesin olarak belirlenmesini bekliyorum. Bu arada daha leziz bir turta için de hazırlanıyorum. Ama şimdiden belirtmeden geçemeyeceğim, en sevdiğim ve beğendiğim şarkı Bosna Hersek'inki oldu. Bu gece elenseler bile haklarında bir şeyler mutlaka yazacağım. Turta hazır olunca ben sizi çağırırım.

19 Mayıs 2008 Pazartesi

Mor, Ötesi, Deli ve Eurovision



Yıllardır Eurovision Şarkı Yarışması'nı düzenli olarak takip ederim. Her yıl Mayıs geldiğinde Eurovision heyecanı sarar bedenimi. Son iki senedir Youtube sayesinde diğer ülkelerin aday şarkılarını dahi dinleme fırsatı da buluyorum. Yarışma öncesi tahminlerim de oluyor haliyle. Mor ve Ötesi Eurovision'a katılacakmış dediklerinde ben de herkes gibi burun kıvırdım. Tamam süper sadık bir MVÖ fanı olmayabilirim ama diskografisine hakim olduğum bir grup diyebilirim gönül rahatlığıyla. Ve bu iki sevdiğim şey bir araya gelince nedense hoş bir tat canlandırmadı kafamda. Sonra Deli'yi duyduk hep birlikte. Daha sağlıklı yorumlar yapma fırsatım oldu. O zaman bu günkü turtamız biraz mora çalacak demektir. Haydi buyurun sofraya.
Hemen belirteyim, Deli'yi Mor ve Ötesi'nin Büyük Düşler albümünün bütün şarkılarından daha çok sevdim. Bir çok Mor ve Ötesi fanının aksine Büyük Düşler albümünü grubun kariyerinin en zayıf albümü olarak görürüm. Dediğim gibi süper sadık fanlardan değilim. Ama Dünya Yalan Söylüyor gibi bence en iyi 5 Türkçe Rock albümünden biri olan albümün ardından, tıkanmış ve ne yapsa bir öncekinin üstüne çıkamayacağını bilen bir grubun yaratamama sancısının ürünü olduğunu hissettim. Samimi gelmedi kısaca. Ancak o albümü ne kadar zayıf ve samimiyetsiz bulduysam, Deli'yi de okadar samimi ve güçlü buldum. Sağlam bir şarkı sundu bize ve üstelik Türkçe'ydi. Bir şarkının hangi dilden olduğu çok umrumda değildir aslında ama uluslararası bir yarışmada Türkçe şarkı ile başarı kazanmayı daha değerli bulurum. Sonuçta size oy verenlerin değerlendirebileceği tek kriter kalır eğer şarkı Türkçe ise, o da sadece Müzik. Tamam Eurovision için bir çok siyasi kriter de mevcut ama biz müzikle ilgilenelim.
Şarkı başarılıydı başarılı olmasına ama Eurovision'da bütün piyasa kuralları alt üst olur bildiğimiz gibi. Deli'nin handikapı tam bu noktada başlıyor işte. Eurovision'da piyasa koşulları işlemez. Avrupa'nın bir çok ülkesinde gay eğlencesi olduğu gerçeği ülkemizde de ayyuka çıktı. Homofobik bir yaklaşım olsa da gay lobisinin varlığı da inkar edilemez. Ve bu faktör neden kuralları ters yüz eder onu da anlamam. Ama böyle bir şey var ve ne Deli'de ne de Mor ve Ötesi'nin kendisinde eşcinsel herhangi bir öğe göremiyorum. Gerçi Sertap Erener sonrası piyasaya uygun şarkılar trendi baş göstermişti. Bir iki sene de öyle sürdü. Ama Eurovison'da trendlerin ömrü de en fazla bir kaç sene sürer. Sonrasında önce Kuzey Avrupa metali kazandı, geçen sene de ne idüğü belirsiz bir balad birinciliği yakalasa da akıllarda Ukrayna'nın aliminyum folyo kaplı adamları kaldı. Yani şu an trend abartılı şovlar. Şovu ne kadar abartır, ne kadar kitch olursanız o kadar başarılı olursunuz.
Peki bizim güzide şarkımız bu trende uygun mu? Hiç zannetmiyorum. Tamam güçlüdür dedik, kendini dinletiyor da diyelim. Hatta dinlendikçe daha çok seviliyor bile diyelim. Ama nereden bakarsanız bakın eli yüzü düzgün bir şarkı. Bunun iyi bir özellik olması gerekirken dezavantaj oluşuturuyor. Aslında ben de Eurovision'u bu yüzden seviyorum galiba. Neyse, Mor ve Ötesi'nin şansı nedir o zaman? Bir kaç ihtimal var, gerçekleşirse başarı gelir. Birincisi, siyasi konjonktür bir hafta içinde mucizevi bir şekilde ülkemiz lehine dönmeli. Bir kaç yüz yılda olmayanın olması gerekli yani. Azerbaycan var bu sene gerçi. Bir 12 puanımız daha var gibi. İkincisi, Mor ve Ötesi şarkının videosundaki kukla konseptini olabilecek en abartılı şekilde sahne şovuna yedirmeli. Bu olabilirmiş gibi geliyor. Bir diğeri, Avrupa Gay Lobisi bu sene derli toplu rock gruplarını trend olarak belirlemeli. Ben bu ihtimali pek mümkün görmüyorum çünkü Athena sonrası pek çok ülke bunu denedi ama olmadı. Bir de son ihtimal var ama onu geçenlerde kardeşime kurduğum cümleyi burada tekrar kurarak dile getireyim. "Mor ve Ötesi sahneye çıplak çıkmadığı sürece birinci olamaz!"
İşte böyle. Beklentimi de gayet net belirtmiş oldum tırnak içindeki cümleyle. Yine de hadi hayırlısı. Sertap Erener birinci olduğunda ne kadar sevindiysem, bu sefer de o kadar sevinirim eğer kazanırlarsa. Ama şans ve başarılar dilemekten başka bir şey yok yapacak. En azından sıfır çekmeyecekleri garanti. Seneye de beni dinlesinler Davut Güloğlu'nu göndersinler yarışmaya. Bakın o zaman neler oluyor. Yarışma öncesi tahminlerle dolu bir turta da yolda bu arada.

17 Mayıs 2008 Cumartesi

Yasemin Mori - Aslında Bir Konu Var


Dream TV'yi bilgisayar başı mesailerimin fon müziği kaynağı olarak kullandığım zamanların birinde, ki en fazla iki-üç gün oluyor, bu sesi duydum. Tanıdıkmış gibi gelen bir şarkı çalıyordu ama çok farklı bir şeyler de vardı. Kafamı kaldırdığımda, Björk videoları tadında bir video vardı karşımda. Ve çok çekici bir ses... Sesinin çekiciliğinden olsa gerek, söyleyen kadının, üzerine yapışmış insanlar tarafından çekiştirildiği bir video. Ancak farklı olanı algılamak bir kaç anıma mal oldu. Bu şarkı Türkçe'ydi. "Buz- Bugün Son" dan beri hiç bir şarkının Türkçe sözlü olmasına şaşırmamıştım. Ama bu kadın Türkiye Müzikal Kalite Genel Seviyesi'nin hayli üzerinde bir müzik icra ediyordu. "Aslında Bir Konu Var" isimli şarkısıyla malzeme oluyor turtamıza Yasemin Mori hanımefendi.
Uzun bir süre geçmemiş şarkıyı yayınlamasının üstünden. Video çekileli de çok olmamış belli. Ancak şimdiden iddialı konuşabilirim. Yerli müzik piyasamızın bundan sonraki hamlesi olacağı şimdiden hissediliyor. Bilhassa Türkçe Rock piyasası ne zamandır gideceği yönü arar halde, bir nevi kabızlıktan muzdaripti. Yakında yazacağım bir yazıda ayrıntılı olarak inceleyeceğim gibi Türkçe Rock grupları için bir nesil ayrımından bahsedebilriz. 4. nesil verebileceklerini vermiş ve kalıcı gruplarını piyasaya bırakmışken, tam da şu sıralar 5. nesil temsilciler gelmeye başladı. Geçiş dönemlerinde ihtiyaç duyulan yol gösterici isim olma misyonu çok geçmeden bu çekici sesli, mıknatıs özelliği gösteren hanıma verilecekmiş gibi bir izlenim uyandı bende. Bu intibamın nedeni ise, dünya müzik piyasasında bariz bir şekilde hissedilen indie ağırlığının ülkemizde daha hiç hissedilmemiş olması. Zaten yine nesil ayrımlarını netleştireceğm yazımda da anlatacığım gibi, MySpace nesli olarak da adlandırabileceğim bu neslin, dünyada olup bitenlerden uzak kalması beklenemez. Yasemin Hanım da MySpace sayfasında Shogaze-Indie olarak tanımlamış tarzını.
Açıkça ve daha da fazla uzatmadan söyleyeceğimi söyleyeyim artık. Bu şarkı gerçekten çok iyi, çok güçlü. Tekrar tekrar dinletiyor kendisini. Şimdilik sadece depresyondayken test ettiğim için her ruh haline uygunmudur bilmiyorum. Depresyonumdan ötürü bu kadar beğenmiş de olabilirim. Ama zannetmiyorum. Çoktan keşfedilmiş bir şarkı ve videosu Dream'de dönmeye başlamış bile. O halde yakın zamanda patlayıp bütün alternatif üniversite ve lise gençliğinin diline dolanmayacağını kim iddia edebilir ki. Ben memnunum bu gelişmeden zaten. Daha Emo bile Türk piyasası üzerindeki tam gücünü göstermemişken, ve ben yerli Emoların nasıl ucubelere gebe olduğunu düşünüp, bundan korkarken, shoegaze gibi 90'lar başından nostaljik bile denebilecek bir akımın temsilcisi patlasın tabi.
Ülkemizde kadın solo vokallere ilgi de daime yüksek seviyelerde olmuştur. Örnek vermeme lüzum yok. Yasemin Mori de, bu işi olağanca büyüleciliğiyle yaparak, işin hakkını verebileceğinin işaretlerini veriyor bu büyüleyici şarkısıyla. Yerli bilmem kim olarak lanse edilmeye de hayli uygun üstelik. Öyle olmasın tabi. Bakalım bundan sonra neler gelcek kendisinden. Hevesle bekliyorum. Fanı olmaktan korkuyotum!

Müzikli Turta


Bir turta koymuştum fırına, ne zamandır pişiyordu. Nihayet fırından çıkarma zamanının geldiğine karar verdim. Oldukça lezzetli olacağına eminim bu turtanın. Dilim dilim ikram edeceğim bundan sonra. Biterse yenisini yapacağım. Müzikle ilgili ne biliyorsam, ne düşünüyorsam onlar olacak bu turtanın hamurunda. Söyleyecek bir şeyimin olduğu, duyduğum her nota hakkında cümleler olacak iç dolgusunda. Bazen de hayatımda olup bitenleri rendelerim belki üzerine. Haydi buyurun bakalım o halde sofraya. Zaman geçtikçe daha da olgunlaşacak turtamın başına.